Titicaca golu, deniz mi deniz...

Trip Start Aug 09, 2013
1
91
97
Trip End May 09, 2014


Loading Map
Map your own trip!
Map Options
Show trip route
Hide lines
shadow

Flag of Peru  , Kampot,
Tuesday, November 5, 2013

Sabah uyanip esyalari toparlayip cikiyoruz odamizdan. Bugun Titicaca golune gidip, bir gece golun icindeki adalardan birinde evde kalacagiz. Kendimize kucuk bir canta hazirlayip bavullari otelde birakiyoruz. Nasilsa donuste yine buraya gelecegiz.

Bavullari birakip kahvalti odasina geldigimizde mutluluktan gozumuzde yaslar beliriyor. Acik bufe kahvalti olmasinin yanisira, bir de zeytin var. Standart kahvalti yapip ustune bir de zeytin ekmek yiyoruz ki en son onun tadi kalsin damagimizda. Aylardir zeytin gormemistik kahvaltida.

Kahvaltidan sonra, tam da zamaninda tur bizi almaya geliyor. Herkesi minibusle toplayip teknenin kalkacagi limana getiriyorlar. Turumuzun teknesi carsaf gibi durgun Titicaca golunun uzerinde kalkmaya hazir bir sekilde bizi bekliyor. Haritada gorunce insan inanamiyor bir golun bu kadar buyuk olabilecegine, sanki Marmara denizinden daha da buyuk.

Dunyanin en yuksek icinde seyehat edilebilen golu (Guney Amerika nin en buyukgolu) olan Titicaca golunde yolculugumuza basliyoruz. Ilk duragimiz insan eliyle sazliklardan yapilan Uros adasi. Ispanyollarin geldigini gorenler once kendilerini gole atmislar sonra da goldeki sazliklardan adalarini olusturmaya baslamislar. Sazliklarin altindaki kokleri kup kup kesip once birbirine bagliyorlar, sonra da birbirlerine bagladiklari yuzen koklerin uzerine kurutulmus sazlari konuyorlar. Sazlar uzerinde gezindikce ezildiginden her ay uzerine tekrar kamis ekliyorlar. Karada olmadiklarindan vergi odemiyorlar, golden avladiklari baliklari ve sazliktaki kamislari satarak gecimlerini sagliyorlar. Cocuklar da okula kayikla gidiyormus. Degisik bir hayatlari var.

Biz adaya geldigimizde adada sadece 3 kadin ve 2 cocuk vardi. Puno'da senlikler oldugundan butun erkekler sehre gitmisler. Once bir daire seklinde oturup adanin nasil yapildigini dinliyoruz. Sonra 3 kadin bize yerel bir sarki soyleyip hosgeldiniz dediler. Biraz ticarilesmis olsa da yine de eglenceli. Kamisin tadina da baktik, fena diildi. Yiyecek birsey bulamadiklarinda kamisi da yiyorlarmis. Sonra sazliktaki mutfaklarini, evlerini ve odalarini gezdik. Biz bu geceyi Amantani adasinda bir evde gecirecegiz ama bazi turlarda Uros adasi ve bunun gibi kirk kadar adada da kalinabiyormus.

Biz adada ve teknede oyalanirken bir kisim tur ahalisi de Uroslularin mercedes dedikleri suslu mu suslu, havali mi havali sazdan yapilmis botlarla gezintiye ciktilar. Golun ustu de hava kadar sakin oldugundan bu 2 katli kayiklarla adanin etrafinda soyle bir gezip gelecekler.

Kayikla gezenleri alip daha buyuk baska bir saz adasina dogru yola ciktik. Burada pasaporta damga bastirmak mumkun, hem de hediyelik esyalardan olusan genis bir pazari da var. Turlar bu adalarla ilgili 3 teyzenin bize yaptigi sunumu gormek icin her seferinde bir baska adaya gidiyorlar. Boylece her adanin ahalisi gelen turistlerden para kazanabiliyor. Sonra da hepsi bu buyuk adaya ugrayip alisveris yapiyor.

Herkes alisverisini ve gezmesini tamamladiginda tekrar tekneye binip bu gecegi gecirecegimiz Amantani adasina dogru yola cikiyoruz. Tam 3 saat boyunca bu tekneyle yol alacagiz. Aslinda adayi karsida gorebiliyoruz ama ulasamiyoruz cunku teknemiz biraz tingir mingir gidiyor. Bu uc saati sabah erken kalkan Tugba uyuyarak gecirdi, Emre ise yeni arkadaslar edindi. Kolombiyali bir ciftle sohbet eden Emre, onlara Turk adetlerini ve gezdigimiz yerleri anlatti. Boylece 3 saat ikimiz icin de bir cirpida geciverdi.

Amantani limaninda teknemizden iniveriyoruz. Rehberimiz grubu evlere boluyor. Biz Fransiz bir anne ve kizla ayni evde kalacagiz. Herkesi karsilamaya evin annesi gelmis, bizi karsilamaya da evin 4 yasindaki sirin mi sirin kizi gelmis. Elinde kocaman bir balik torbasi, annesi en guzel kiyafetlerini giydirmis bizi alip eve goturecek. Herkes bu seker kizi sikistirip opmemek icin kendini zor tutuyor. Teknede elimize uzerinde onlarin olan Quechua nin temel kelimelerini ve ingilizce karsiliklarini gosteren bir kagit vermislerdi. Kucuk kizin elindeki kocaman baligi tasirken ne kadar zorlandigini gorunce dayanamayip onlarin dilinde yardim edelim mi diyoruz. Hemen elindeki torbayi Tugba'ya veriyor. Belli ki cok yorulmus. Balik da 1 kilo var yani. Nerdeyse kendi kadar. Tugba da bir yandan baligi tasiyor bir yandan da heralde aksam balik yiyecegiz diye seviniyor.

Yolda yavas yavas herkes evlerine dagildi. Biz de evimizin bahce kapisina kadar geldik. Bu arada baligi Emre tasimaya baslamisti. Bahce kapisinda durduk. Kucuk kiz once Emre'nin elindeki baliga bakti, sonra Tugba'ya bakti. Anladik ki Emre'den baligi alamiyor, utaniyor. Tugba Emre'den baligi alinca , kucuk kiz da torbayi alabildi. Hemen eve goturdu, ben getirdim gibi bir hareket yaparaktan annesine verdi.

Biz de kucuk kizi takip ederek U sekilde planlanmis evin avlusuna girdik. Avlunun ana bahceye bakan tarafinda onlarin odasi ve mutfak var. U'nun kisa kenarinda tuvalet, ic tarafa bakan uzun tarafinda ise misafirlere ayrilmis yatak odalari mevcut. Evin annesi, bizi guler yuzle karsiladiktan sonra odalarimiza yerlestiriyor. Biraz odada dinlendikten sonra kucuk kiz bizi ogle yemegi icin mutfaga cagirdi. Mutfakta bize masa hazirlanmis. Fransiz anne ve kizi bir tarafa oturuyor, biz de diger tarafa geciyoruz. Ev ahalisi bizimle yemiyor, onlar ocagin oldugu kisimda oturuyorlar. (Yer yok diye herhalde)

Ilk yemegimiz besleyici kinoa corbasi. Herkes corbasini hemen iciyor, acikmisiz dogrusu. Ikinci yemegi beklerken Fransizlarla sohbet etmeye basliyoruz. Fransiz annenin burada migreni tutmus, bazen bayilacak gibi hissediyormus. Arada kucuk kizla anne de sohbete katiliyor. Fransiz kiz ispanyolcayi iyi bildiginden bize de ceviriyor konusulanlari. Boylece uluslararasi bir sekilde hep beraber sohbet etmis oluyoruz. Evin annesi 24 yasinda ve 3 tane cocugu varmis. Bizim kizdan baska bir tane 7 yasinda oglu, bir tane de 2 yasinda bir kizi daha var. (gec mi kaldik ne)

Ikinci yemegimiz de pilav,patates,peynir,salatalik ve domatesten olusan bir tabak. Super lezzetli olmasa da guzel. Yemegin uzerine de hazmettirici olarak taze kekigin sicak suya konulmasiyla yapilmis kekik cayi geliyor.(Heralde baligi aksam yicez)

Yemekten sonra biz gun batimini seyretmek icin turumuzdaki digerleriyle bulusmaya gidiyoruz. Yolu bilmedigimizden evin oglu bizi goturecek. Fransiz anne migreninden dolayi iyi hissetmedigi icin, kizi da annesini birakmak istemedigi icin evde kaldilar. Cocuk arada arkadaslarini goruyor, bize 'mi amigo' (arkadasim) diye bilgi veriyor. Boylece ucumuz koy evlerinin arasindan daglari tepeleri asaraktan herkesle bulusacagimiz stadin oraya variyoruz. Biz beklerken herkes de ev ahalisinden bir kisinin onderliginde geliyor. Hepimiz toplandigimizda rehber gun batiminin en guzel gozuktugu tapinagin yolunu gosteriyor. Basamaklardan yukari dogru ciktigimizda en tepede tapinak var. Rehber de bir cifti bekliyormus, onlar geldiginde bizimle yukarida bulusacak.

Tamam diyip Yeni Zellanda'li ve Amerikali bir kizla birlikte onden cikmaya basladik. Bir yandan da kaldigimiz evlerden bahsediyoruz. Herkese ayni yemegi vermisler. Kimsenin ev sahibi onlarla birlikte yemek yememis. Demek ki bir standart belirlemisler, herkes ayni seyi yapiyor. Biz Machu Picchu'dan antremanli oldugumuz icin patir patir cikiveriyoruz merdivenlerden. (Bunlar bebek isi) Tepeye ulastigimizda ise hic aliskin olmadigimiz bir ruzgar bizi karsiliyor. Resmen ucmamak icin birbirimize tutunuyoruz.

Pacamama (toprak ana) tapinagi ise kapali, iceri giremiyoruz. Ama yerliler hristiyan olduklari halde her yil ocak ayinda buraya gelip pacamama duasi yapiyorlarmis, hasta olduklarinda da Saman'a gidiyorlarmis. Pacamama tapinaginin tam karsisindaki tepede de Pacatata (toprak baba) tapinagi var. Biz oradayken yerli kadinlar da Pacamama ve pacatata arasindaki yola tezgah acmaya basliyorlar, alpaka yununden eldivenler, kaskollar, bereler satacaklar. Hava o kadar soguk ki herhalde baya satarlar.

Dolas dolas daha gunesin batmasina vakit oldugu icin kendimizde bir tas bulup uzerine tabiri caizse tunuyoruz. Birbirimize sarilip elimizdeki tek paltoyu da uzerimize ortup, gunesin batisina kadar orda kalmayi planliyoruz. Fakat tas pek rahat diil. Bir sure sonra kaba etimize igneler batmaya basliyor. Igneler dayanilmaz hal alinca kalkip tekrar tapinaga dogru yuruyoruz. Bu sirada gordugumuz rehberimiz bize nasil pacamama yapildigini anlatti. Yerli insanlar topladiklari taslari en altta en buyuk olmak uzere dizerek dilek tutuyorlarmis, sonra da tapinak etrafinda 7 kez donuyorlarmis. Bizim de acil bir isimiz olmadigindan once dilek tutup taslari dizdik, sonra da tapinak etrafinda 7 kez donduk.(Allah kabul etsin)

Sira gunesin batmasina geldi ki, batmadi. Yani bulutlarin arkasinda battiiii, gitti. Biz goremedik. Dolayisiyla o ruzgarda ve sogukta beklememizin tek faydasi pacamama yapmak oldu :)) Asagi inerken de rehberi ve gruptan bircok insani goremedik. Yine ciktigimiz gibi kizlarla asagi kosarak iniyoruz. Rehbere bizi beklemedigi icin biraz kizsak da, soguk ve ruzgardan unuttuk gittiiii. Asagida bizim evin oglunu gorunce sevindirik olduk. O da tam arkadasiyla oynarken bizi farketti. Oyun bittigi icin biraz uzuldu ama gorev bilinci ustun geldi, bizi eve goturdu.

Biraz dinlendikten sonra kucuk, sirin ulaklar tarafindan aksam yemegine cagriliyoruz. Kapimiz caliniyor ve bakiyoruz kimse yok. Saklanmislar :)) Biz gulunce onlar da guluyor. Cok sirinler yaa.
Yemekte Fransiz anne biz gittikten sonra yattigini ve simdi biraz daha iyi oldugunu anlatiyor. Gerci ufakliklar hic rahat birakmamislar. Fransiz kiz bir suru fotograflarini cekmis. Onlar bize o fotolari gosteriyor biz de onlara Pacamama tapinaginda gunun batmamasi fotolarini gosteriyoruz.

Yemekte ilk once yine kinoa corbasi var. Corbalari hemen bitirip ikinci yemegi bekliyoruz heyecanla. Etrafta bir balik kokusu olmamasi bizi biraz iskillendiriyor. Vee iste ana yemek de geliyor. Bir karbonhidrat bombasi. Pilav ve patatesli makarna, hem de ayni tabakta. Balik hayalleri suya dusuyor. Yine yemegi bitirdikten sonra kekik cayi ile hazmettik. (O kadar karbonhidrati nasil hazmedeceksek) Fransiz anne icin de taze coca yapragi getirdiler. Basagrisina da iyi geliyormus. (Coca her derde deva) Bu arada ailenin babasi da geldi. Kelli felli birini beklerken 22 yasinda 3 cocuk sahibi (oglan kadinin eski eski kocasindanmis) balikcilikla gecinen genc bir delikanli cikiyor karsimiza.

Yemek bitti, sohbet de ettik. Saatlerimiz daha 20:00'i gosterirken butun isimiz bitiyor. Hava da karardi, gidilecek hicbir yer yok. Zaten elektrik cok kisitli, gunes enerjisinden el ediliyor. Isiklar da gidecek az sonra. Dolayisiyla bize yatak yollari gozuktu.

Herkese iyi geceler dileyip odamiza cekildik. Biraz oyalandiktan sonra isigi kapatip kat kat battaniyelerin altina kiyafetlerimizle yattik(hava biraz soguk). Her ruzgar estiginde Tavandaki kumas da bir hareket ediyor. Catinin alti bos galiba. Nasil uyucaz bu saatte...hic bu saatte uyumazdik...nasil uyku...hist emre uyudun mu....(ses yok)
Slideshow Report as Spam

Use this image in your site

Copy and paste this html: